İngiltere’nin Lake District adıyla anılan Göller Bölgesi, ülkenin doğal güzellikleriyle ünlü en önemli yerlerinden biri.
2017 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan bu bölge, gerçekten de yeşil dağları, ırmakları, masalsı köyleri ve yollarıyla görülmeyi hakkediyor.
Her ne kadar adı göller bölgesi olsa da, burada sadece klasik manada isminde göl geçen tek yer Bassenthwaite Lake. Diğer göllerin adlarında “mere”, “water” ya da “tarn” kelimeleri kullanılmış. En büyük göl Windermere, yaklaşık 18 km uzunluğunda, en derin göl ise Wast Water’dır (yaklaşık 79 metre derinlikte).
Lake District’te toplamda 16 büyük göl var. Ancak bunlar dışında sayısız küçük gölcük, tarn yani dağ gölü ve su birikintisi de bulunuyor. Toplamda 80’in üzerinde su kütlesi vardır diyebiliriz.
Bu bölgede yol kenarlarında yağmur altında sürekli otlarken görebileceğiniz ünlü Herdwick koyunları da bir hayli ilgi çekici. Sadece burada yetişen Herdwick, sert iklim koşullarına dayanıklılığı ile biliniyor.
Bölge, Romantik Dönem edebiyatının önemli merkezlerinden biridir. Dünyaca ünlü şair William Wordsworth gibi pek çok edebiyatçı bu bölgede yaşadığı için buraya “Lake Poets” (Göller Şairleri) da denir.. Wordsworth’ün evi Dove Cottage günümüzde müze olarak ziyaret edilebilir.
Yıl boyunca seyahat edilebilen bir destinasyon. Biz Aralık’ta gitmemize ve yer yer fırtınaya yakalanmamıza rağmen, bölgedeki Noel ve Yılbaşı süsleri, köylerin La Fontaine Masalları’ndan çıkma hali bizim oldukça hoşumuza gitti. En ideal ziyaret zamanı olarak havanın görece ılıman olduğu, kalabalıkların pek görünmediği Nisan ve Mayıs ayları gösteriliyor.
Yaz aylarında ise çok popüler bir lokasyon. Ülkenin en uzun yürüyüş rotalarına sahip olduğu için hem yürüyüş yapanlar, hem göllerde su sporları yapanlar, hem de festivalleri takip edenler bu aylarda bölgeyi dolup taşırıyorlar. Yurtiçi turistin yani İngilizlerin çok tercih ettiği bir sezon.
Eylül ve Kasım aylarında ise sonbahar renklerine bürünen bu bölge fotoğrafçıların uğrak yeri.
Oldukça keyifli bir bölge olduğu için ne kadar zaman geçirmek istediğiniz tamamen size bağlı. Romantik bir haftasonu gezisine de ev sahipliği yapabileceği gibi tam bir keşif yapıp gizli pek çok lokasyonu görebilirsiniz.
Windermere, Ambleside, Keswick ve Grasmere kalmak için tercih edilebilecek lokasyonlar. Biz Windermere’deki Linthwaite House‘ta kaldık.
Trenle (Londra veya diğer büyük şehirlerden) Lake District’e trenle ulaşmak en kolay ve popüler yöntem.
Londra → Oxenholme (Lake District Gateway)
Süre: yaklaşık 2 saat 40 dakika
Güzergâh: London Euston → Oxenholme Lake District
Oxenholme istasyonuna geldiğinde, Windermere’ye aktarma yapan yerel tren vardır (yaklaşık 20 dakika).
📍 Windermere’ye trenle ulaşabilen tek kasaba, kolay başlangıç noktası.
Bizce Lake District’te otomobil kiralamak en kolayı. Biz Londra’dan araç kiralayıp birkaç gün süren çeşitli güzergahlarda durduğumuz bir rotayla geldik ve oldukça keyif aldık.
Bu rehberin hazırlanmasında Great Campaign‘in ve Visit Lake District‘in katkıları olmuştur.
🍽️ Restoranlar
The Cottage in the Wood: Romantik bir kaçamak
Henrock: Yerel ürünler ve modern çizgiler
L’Enclume: Üç Michelin yıldızlı bir klasik
Heft: Pazar günü aile sofrası
🥐 Fırın
Lovingly Artisan: Bölgenin en iyi fırınlarından biri
Windermere Lake: İngiltere’nin en büyük gölü.
Ambleside: Göl kenarında taş evlerle dolu masalsı kasaba; yürüyüş ve kahve molaları için ideal.
Keswick: Derwentwater manzaralı ve pubları seviliyor
Grasmere: Şair Wordsworth’un ünlü güzel köyü.
Cartmel: Michelin yıldızlı restoranlarıyla gurme köy; “sticky toffee pudding”i efsane.
Rydal Falls: Sessiz ormanın kalbinde romantik bir şelale ve oldukça fotojenik
Dove Cottage & Wordsworth Museum: İngiliz doğa şiirinin doğduğu mütevazı ev.
Muncaster Castle: Efsanelere konu olmuş kalede tarih, bahçe ve baykuş gösterisi bir arada.
Lowther Castle and Gardens: Harabe ihtişamıyla modern bahçelerin buluştuğu görkemli kale kompleksi.
The Lakes Distillery: El yapımı viski, cin ve votka tadımıyla bölgenin gurur kaynağı.
Hill Top (Beatrix Potter’s House): “Peter Rabbit”’in doğduğu peri masalı evi, zaman donmuş gibi.
Castlerigg Stone Circle: 4000 yıllık taş halkası — gün doğumunda mistik bir deneyim.
Rydal Cave & Stepping Stones: Doğa yürüyüşünde gizli mağara ve taş köprülerle büyüleyici rota.
Sizergh Castle: Yeşillikler içindeki tarihi malikâne.
All About Alpacas: Sevimli alpaka yürüyüşüyle benzersiz, sıcak bir kır deneyimi. Ücretli.
Whinlatter Forest: İngiltere’nin tek dağ ormanı
The Bridge House: Ambleside’ın simgesi; tek kemer üzerindeki minik taş ev, fotoğraf ikonu.
Sarah Nelson’s Grasmere Gingerbread: 1850’den beri sırrı değişmeyen ünlü zencefilli lezzet.
Catbells Lakeland Walk: Kısa ama efsanevi yürüyüş, zirveden Derwentwater manzarası nefes kesiyor.









Lake District, yüksek dağlar, sisle örtülü tepeler, derin ormanlar ve gizli patikalarla birbirine bağlanan göller… Hem yürüyüş rotaları hem de doğayla iç içe küçük köyleriyle, İngiltere’nin en romantik coğrafyalarından biri.
Biz bu vahşi ama sakin ruhu koruyan bölgede 3 gün geçirdik:
🕰️ 1. Gün — Keswick: The Cottage in the Wood
İlk gecemizde Keswick’te, ormanın kalbinde; etrafında yalnızca kuş sesleri ve ağaçlar olan küçük bir cottage’da kaldık. Michelin yıldızlı restoranı ve birkaç mütevazı odası olan aile işletmesi.
Akşam, şefin hazırladığı 120£’luk The Cottage in the Wood tadım menüsünde en akılda kalanlar:
Venison (geyik eti)
Quail (bıldırcın)
Monkfish (fener balığı)
Allium shokupan
Ormandan ilham alan trüf & yosun patates tabağı
Doğanın içinde, yemek ve sessizliğin mükemmel bir uyumu.
🚗 2. Gün — Manzaralı Yol: Köyler, Mağaralar ve Kaleler Eşliğinde Windermere
Sabah erkenden Windermere yönüne doğru yola çıktık.
Gün boyunca, göl bölgesinin en güzel duraklarını kapsayan kısa molalar verdik:
Castlerigg Stone Circle: Stonehenge’i andıran, sisin içinde etkileyici taş dairesi.
Grasmere & Ambleside: Kış ışığında taş evleriyle masalsı köyler.
Rydal Cave & Stepping Stones: Hava uygunsa kısa ve büyüleyici bir yürüyüş rotası.
Sizergh Castle: Bahçeleriyle nefes aldıran bir tarihi durak.
Akşamüstü Linthwaite House’a ulaştık: Edward dönemi bir malikane; 14 dönüm orman ve bahçe içinde, çoğu oda göl manzaralı. Şık ama samimi, Michelin Key ödüllü bir otel.
Simon Rogan imzalı Henrock’ta yerel ürünler global tatlarla buluşuyor; akşam kokteyllerini göle bakan konservatuvarda içmek başlı başına bir deneyim. Bölgede en sevdiğimiz fırın ise kendi değirmeniyle çalışan Lovingly Artisan oldu.
🍽️ 3. Gün — Cartmel ve High Newton: Gastronominin Kalbi
Günün büyük kısmını Cartmel çevresine ayırdık.
Burası yalnızca kartpostal güzelliğinde bir köy değil, aynı zamanda İngiltere’nin gastronomi simgesi.
L’Enclume — Üç Michelin yıldızlı bir klasik.
Öğle menüsü: 7 course / 125£
Akşam menüsü: 15 course / 265£
Her tabak, Simon Rogan’ın sürdürülebilir çiftliğinden gelen malzemelerin zarafetini taşıyor.
Ziyaret sonrası restorana ait çiftlik ve dükkanı gezmek de deneyimin bir parçası.
Köyde kısa bir yürüyüşle All About Alpacas’a uğrayabilir, alpaka yürüyüşüyle günü renklendirebilirsiniz.
Akşam yemeği için High Newton’daki Heft’e yöneldik, 17. yüzyıldan kalma köy pub’ının modern yorumu.
Menü, mevsim ve foraging (doğadan toplama) kültüründen ilham alıyor.
Bizim tercihimiz klasik bir Sunday Roast oldu; üç kişi yaklaşık 200£ ödeyip kendimizi sıcacık bir aile sofrasında bulduk.
24 Saatte Manchester: Müzik, Futbol ve Şehrin Cazibesi
Manchester denilince akla gelen ilk iki şey muhtemelen futbol ve müziktir. Şehir, her iki alanda da dünyayı etkileyen dev bir sahneye sahip.
Joy Division, The Smiths, Oasis ve New Order gibi efsaneler burada doğdu. The Hacienda ve The Free Trade Hall gibi mekanlar bu mirası büyüterek şehri “müziğin evi”ne dönüştürdü. Müzik temalı yürüyüşler, bu hikayeyi sokaklarda hissetmek için harika bir yol.
Futbol tutkusu da en az müzik kadar köklü. Sanayi devrimi gölgesinde işçilerin kurduğu kulüpler, zamanla devasa bir kimliğe dönüştü. Newton Heath’in Manchester United’a evrilmesi bu hikayenin sadece bir parçası. Bugün National Football Museum ve iki büyük kulübün stadyum turları, bu tutkunun izlerini sürmek isteyenler için en iyi adresler.
Manchester’da yalnızca bir gecemiz vardı. Merkezin yürünebilir yapısı sayesinde aracımızı bırakıp her yere kolayca ulaştık. Radisson Hotel’de konakladık; kısa ziyaretler için konumu büyük avantaj.
Akşam yemeği için Michelin Bib Gourmand ödüllü Higher Ground’a gittik. Sezona özel paylaşım menüsünü (65£) denedik; özellikle şarküteriler, etler ve makarna akılda kalıcıydı. Bir zamanlar pop-up olan bu mekanda şefleri izlemek ayrı bir keyif.
Şehirde Tom Barnes imzalı Skof en çok konuşulan adreslerden biri, mutlaka önceden rezervasyon deneyin. Yemek sonrası Noel pazarları, Chinatown ve Gay Village arasında kısa bir yürüyüş yaptık.
• Cocktail Bar: Speak In Code
• Winebar: Salut Wines
• Akşam Chinatown’da gözümüze kestirip ertesi gün denediğimiz o salaş Çin restoranı: Red Chilli
Uğrayabileceğiniz müzeler ve gezi önerileri:
John Rylands Library,
Manchester Art Gallery,
Science and Industry Museum
ve National Football Museum mutlaka görülmeli.
St. Peter’s Square’de Emmeline Pankhurst heykelini atlamayın. Biraz daha vaktiniz varsa Manchester Museum ve The Whitworth listenizde olsun.
• Kahve ve Fırın:
Atrium, Pulp, Fort, Pollen, Companio, Siop Shop.
• Tasarım Dükkan:
Form Lifestyle Store, UNITOM, Deadstock General Store.
Bu rehberin hazırlanmasında Visit Manchester’ın katkıları olmuştur.



















