Dünyanın en popüler ve en çok hayali kurulan şehirlerinden birindeyiz. Fransa‘nın başkenti Paris, seyredebileceğiniz eşsiz manzaraları, onu ikiye bölen Sen nehri kenarındaki yürüyüş rotaları, her sokakta karşınıza çıkan bistroları ve şehrin tamamını etkisine alan mimarisiyle oldukça büyüleyici bir şehir. Sıklıkla romantizmin, aşkın şehri olarak tasvir edilse de biz ‘iyi yemek’ tutkusuyla buradayız. Fransız mutfağından iyi örnekler tadabileceğiniz bistrolar, barlar & restoranlarla dolu. İşte Paris’e dair bilmeniz gerekenler!
Paris, her mevsim ayrı güzellikler sunar. İlkbahar (Nisan-Haziran) ve sonbahar (Eylül-Kasım) ayları, ılıman iklimi ve daha az turist kalabalığı ile en ideal zamanlardır. Yaz aylarında (Temmuz-Ağustos) şehir oldukça kalabalık olabilir ve sıcaklıklar yükselir. Kış aylarında (Aralık-Mart) ise soğuk hava ve yağmurla karşılaşabilirsiniz, ancak Noel pazarları ve ışıklandırmalar seyahat bahaneniz olabilir.
Paris’i tam anlamıyla keşfetmek oldukça zor ama ilk defa gidenler için en az 4-5 gün ayırmanızı öneririz. Bu süre, başlıca turistik noktaları görmenizi ve şehrin atmosferini doyasıya yaşamanızı sağlayacaktır.
Paris’te ulaşım oldukça kolay. Metro ağı geniş ve kullanışlı. Otobüsler, tramvaylar ve RER trenleri ile şehrin her köşesine rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Ayrıca bisiklet kiralamak ve tüm şehri yürüyerek keşfetmek de harika oluyor. RER B Treni ile havalimanından ulaşım: Süre: 30-45 dakika Maliyet: Yaklaşık 10,30 € Detaylar: RER B hattı, CDG Havalimanı’ndan şehir merkezine hızlı ve doğrudan bir ulaşım sağlar. Trene, Terminal 2’deki Aéroport Charles de Gaulle 2 – TGV istasyonundan binilebilir. Terminal 1 içinse ücretsiz shuttle servisiyle Terminal 3’e gidip oradan RER B trenine geçilebilir.
Fransız mutfağından iyi örnekler tadabileceğiniz bistrolar, barlar & restoranlarla dolu. İşte bizim en sevdiklerimiz! Son gezimizden 12 restoranı detaylıca anlattığımız blog yazımıza buradan göz atabilirsiniz.
🍽️ Paris’te canlı ve samimi bir neo-bistro atmosferinde ustalık işi bir Kanton mutfağı sunan mekan: SENsation.
🍲 Harika yemek yapan bir arkadaşınızın evine misafir olmuşsunuz hissi veren, samimi bir mahalle incisi: Pétrelle.
🐟 Canal St Martin yakınlarında, tamamen mevsimsel ve sürdürülebilir deniz ürünlerine odaklanan küçücük bir mahalle cenneti: Sur Mer.
🦪 Efsanevi Septime’in hemen bitişiğinde yer alan, rezervasyonsuz ve dinamik bir deniz ürünleri bistrosu: Clamato.
🍷 Dışarıdan sıradan bir şarap barı gibi görünse de Paris’in en lezzetli mutfaklarından birine sahip kült bir adres: Le Verre Volé.
🍽️ Şef Grégory Marchand’ın eklektik ve yaratıcı tabaklarını harika bir şarap seçkisiyle buluşturan samimi bir bar: Frenchie Bar à Vins.
🍽️ Geleneksel lezzetleri modern dokunuşlarla harmanlayan, cesur ve güçlü tatların adresi: Le Beurre Noisette.
🥩 Klasik ve rustik lezzetleri kusursuz bir tutarlılıkla sunan, zengin şarap listesine sahip zamansız bir bistro: Le Bon Georges.
🍽️ 1930’lar tarzı dekoru ve yenilikçi set menüleriyle Paris seyahatlerinin en canlı duraklarından biri: Le Châteaubriand.
✨ 1946’dan beri Fransız klasisizminin zirvesini temsil eden, kusursuz servisi ve devasa kavasıyla ikonik bir fine dining mabedi: Le Taillevent.
🍲 Dışarıdan sıradan bir mahalle bistrosu gibi görünüp imza vol-au-vent’i ile olağanüstü bir burjuva mutfağı sunan efsane adres: Café des Ministères.
🥢 İki kız kardeşin klasik Fransız mutfağını canlı Asya dokunuşlarıyla harmanlayan gözde bir mahalle bistrosu: Le Servan.
🦪Brittany lezzetleri sunan sıcak samimi bir bistro, Chez Michel Paris.
🍲Passage de Panoromas içerisinde bulunan eski bir gravür atölyesinden dönüştürülen Caffè Stern.
🍾Şehrin en keyifli bar/restoranlarından biri: Aux Deux Amis.
🧅Soğan çorbasını çok sevdiğimiz Les Philosophes.
🍲Uygun fiyatlı bir yemek için, Bouillon Julien Paris.
🍸Lezzetli kokteyllere ve Orta Doğu esintili bir mutfağa sahip, Django Paris Pigalle
🍕Pizzalarına & dondurmalarına hayran olduğumuz, Louie Louie Paris
🍕İyi pizza için son dönemlerin popüler mekanlarından biri de OOBATZ, buradaki pizzaların hamurunu çok başarılı buluyoruz.
🍕Eğer Napolitan yerine daha çıtır pizzalar seviyorsanız büyük dilimler halinde pizza satan RORI de listenizde olsun. Akşamları çok kalabalık olabiliyor, bu sokakta bir iki dilim pizza ve hemen yanındaki Cave Canaille‘da takılmayı seviyoruz.
🍷 Eğer Paris’in ortasında döner kebab konseptli bir şarap barı nasıl olurdu? diye merak ederseniz keyifli bir durak MEHMET Döner Kebab & Wine,
🍔 Specimen Burger, Dumbo ve Junk, Paris’te sevdiğimiz üç burgerci.
🍲Eğer Uzak Doğu mutfaklarına ilginiz varsa 19. bölgede bulunan iki keyifli lezzet durağı: Lao Siam ve Le Fleuve Rouge.
🍦Dondurma ve şarap konseptiyle dikkatleri çeken bar, Folderol @f.o.l.d.e.r.o.l
🍦Paris’te iyi dondurma için önünde kuyruk olmaya değer bir diğer mekan da Glaster
🥐 En sevdiğimiz Boulangerie & Patisserie:
La Maison d’Isabelle: 5th
Cyril Lignac: 6th, 11th, 16th
Tapisserie: 7th, 11th
Atelier P1: 18th & Pantin
Boulangerie Utopie: 11th
Pleincœur: 17th
Du Pain et des Idées Boulangerie: 10th
Boulangerie-Pâtisserie Terroirs d’Avenir: 2nd
Ten Belles Bread: 6th, 10th, 11th
Cédric Grolet Opéra: 2nd
Mamiche: 9th, 10th
Paingrie: 9th
Des Gâteaux et du Pain – Claire Damon: 15th
Brunch, Kahvaltı & Kafe:
Coutume Coffee: 7th
Mardi: 19th
Candle Kids Coffee: 20th
5 Pailles: 10th
Gramme Paris: 11th
TANAT: 3rd
Noir Coffee Shop: 2nd
Araku Coffee: 5th
Polygone Coffee Club: 11th
Seamer Coffee Shop: 9th
Co. Coffee & Craft: 10th
Cafe du coin: 11th
Tactile Cafe: 11th
Cafe Caractere: 11th
TIBA: 3rd
Sevenly Heart: 3rd
GRAVE: 3rd
Dreamin Man Roastery: 1st
Telescope Cafe: 1st
Aradığınız her şeyi bulabileceğiniz iyi bir yeme-içme alışverişi için @lebonmarcherivegauche
Popüler kafeler&mekanlar:
Angelina: 1903 yılından bu yana hizmet veren, sıcak çikolatası, kestaneli ürünleri ve tarihi atmosferiyle bilinen bir çay salonu.
Stohrer: 1730 yılında kurulmuş olan, Paris’in hâlâ faaliyetteki en eski pastanesi unvanını taşıyan mekan.
Cafe Kitsune: Moda markası Maison Kitsuné bünyesinde hizmet veren, minimalist tasarıma sahip kahve dükkanı.
Cedric Grolet: Sosyal medyada büyük ilgi gören, meyve formundaki tatlılarıyla tanınan ünlü pastane.
Cafe de Flore Paris: Geçmişte pek çok ünlü yazar ve filozofun buluşma noktası olmuş, Saint-Germain-des-Prés’deki tarihi kafe.
Les Deux Magots: Edebiyat ve sanat dünyasının önemli isimlerinin geçmişte sıkça ziyaret ettiği, Saint-Germain-des-Prés’deki köklü kafe.
Boot Cafe: 11. bölgede eski bir terzi dükkanının cephesi korunarak dönüştürülmüş, son derece küçük bir kahve dükkanı.
Paris’te Eyfel Kulesi veya Notre-Dame’ın ötesine geçip şehrin gerçek dokusunu, sanat ve mimari mirasını keşfetmek istiyorsanız rotanıza eklemeniz gereken pek çok özel adres var. Monet’nin büyüleyici eserleriyle buluşabileceğiniz @museeorangerie, dünyanın en önemli koleksiyonlarına ev sahipliği yapan @museelouvre & @museeorsay ve çağdaş sanatın kalbinin attığı @centrepompidou (ne yazık ki uzun süreliğine tadilatta) ile @palaisdetokyo sanatseverlerin gözde durakları. Şehrin en eski pasajı Passage des Panoramas’da geçmişe nostaljik bir yolculuk yapabilir, göz alıcı mimarisiyle Palais Garnier’i ziyaret edebilir, Arc de Triomphe’un tepesinden ve Montmartre’daki Sacré-Cœur’ün eşsiz manzarasından Paris’i seyre dalabilirsiniz. Ayrıca bu büyüleyici şehirde, etkileyici dini ve kültürel yapılarından biri olan Grand Mosque de Paris de bizce mutlaka görülmesi gerekenler arasında. Söylemeden geçmeyelim ama zaten atlamanız pek mümkün değil gibi, Paris’teyken Seine nehri kıyısında gün batımını seyretmeden sakın dönmeyin. Square du Vert-Galant en sevdiğimiz noktalardan biri.
Gezilecek Yerler ve Müzeler:
Palais-Royal
Passage des Panoramas
Le Marais
Notre-Dame de Paris
Panthéon
Musée Rodin
Arc de Triomphe
Canal Saint-Martin
Coulée verte René-Dumont
Butte-aux-Cailles
Musée de la Libération de Paris
Musée Bourdelle
Palais de Chaillot
Montmartre ve Sacré-Cœur
Église Saint-Serge-de-Radonège
Musée de l’Orangerie
The Musée Marmottan Monet
Musée du Louvre
Musée d’Orsay
Centre Pompidou (geçici olarak ziyarete kapalı)
Palais de Tokyo
Palais Garnier
Grand Mosque de Paris
Müze, Enstitü ve Galeriler:
Bourse de Commerce – Pinault Collection
Fondation Louis Vuitton
Institut du Monde Arabe
Önemli Mimari Yapılar ve Tarihi Alanlar:
Sainte-Chapelle
Hôtel de Ville
Palais de Justice & Conciergerie
Pont Alexandre III
Les Invalides
Bibliothèque Sainte-Geneviève
Parklar ve Yeşil Alanlar:
Jardin du Luxembourg
Tuileries Bahçesi
Parc de la Villette
Parc des Buttes-Chaumont
Parc de Belleville
Parc Clichy-Batignolles – Martin-Luther-King
Parc Monceau
Paris’te mimari tutkunlarının görmesi gereken 15 önemli yapı:











































































Rehberde yer verdiğimiz ilk mekan 2021 yılında açılmış bir patisserie. Burası yıldızlı bir restoran olan Septime ve Clamato’nun arkasındaki isimler, Bertrand Grébaut ve Théo Pourriat tarafından açılmış.
Rue de Charrone’da bulunan bu mekanlar bir süredir başarıyla bölgenin yeme-içme deneyimini yükseltiyor. Tapisserie Patisserie’nin ilk şubesi de yine burada açılıyor. Paris’in en keyifli bölgelerinden biri olan 11. bölgeye katkıları büyük.
Fransız mutfağında ve Septime’de olduğu gibi kusursuz malzemeler kullanılıyor. Organik, mevsimsel ve yerli üreticilerden. Pastane ürünleri arasında karamel tartlar, dolgulu choux hamuru tatlılar, flan tartlar, nitelikli bar çikolatalar bulunuyor. Denediklerimiz arasından akçaağaç şurubu dolgulu tart ve çikolatalı ekler favorilerimiz oldu.
Ürünlerin fiyatları ortalama olarak 3-7€ arasında değişiyor.
Tuzlu seçenekleri kısıtlı da olsa jambon ve peynir ile hazırladıkları kruvasan sandviçleri de oldukça yeterli.
Rue de Charrone haricinde 7. bölgede de bir şubeleri bulunuyor. Motte Picquet olarak geçiyor bu şubeleri de. Sabah 8.30’da açılan bu pastane akşam 7’ye kadar hizmet veriyor.
Paris’te en sevdiğimiz sokaklardan biri burası. 11. Bölgedeki bu sokağın her köşesinde farklı bir @cyril_lignac mekanı bulunuyor.
Güney Fransa’da yetişmiş tutkulu bir şef: Cyril Lignac. 2005 yılında yapımcılar tarafından farkedilince uzun bir süre televizyon ekranlarında gösterilen “Oui, Chef” programlarıyla Fransa’nın en sevilen şeflerinden biri oluyor.
Cyril Lignac’ın kariyeri Paris’in farklı bölgelerinde eşsiz karakterlerde mekanlar açarak devam ediyor. Café Lignac, Ischia, Le Bar des Prés, Aux Prés, Le Bar & kapak fotoğrafındaki Le Chardenoux kendi markası altındaki restoranları.
Pastry Chef Benoit Couvrand ile beraber açtığı La Pâtisserie & La Chocolaterie Cyril Lignac ise bizim Paris’te en sevdiğimiz tatlılara ev sahipliği yapıyor. Burada mevsimsel ve modern yorumlar ile klasik pastane ürünleri, iyi ekmek ve bağımlılık yapan çikolatalar bulabilirsiniz. Favorimiz imza lezzetlerinden: ‘Chocolatine’
İsmi sizi şaşırtmasın ‘Pain aux Chocolat’ olarak bildiğimiz bu lezzete Güneybatı Fransa’da ‘chocolatine’ deniliyor.

























Pigalle’de bulunan Django Restaurant’ta bir akşam yemeği için buluşuyoruz. Mekanın ismi; Roman-Belçikalı gitarist Jean Reinhardt’ın takma adı olan Django’dan geliyor.
9.bölgedeki restoranın bulunduğu sokak, müzik ekipmanlarının satıldığı dükkanlarıyla ünlü. Zaten restorana dönüştürülen yapı da orjinalinde bir gitar dükkanı.
Doğal şarapları ve lezzetli kokteylleri lezzetli tabaklarla eşleştirebileceğiniz bir tapas bar diyebiliriz burası için. Bar etrafında oturup paylaşımlık tabakların keyfini çıkarmak üzerine tasarlanmış bir mekan.
Lezzetlerin hepsi paylaşımlık olduğu için açlık durumunuza göre kişi başı 2-3 çeşit söylemeniz yerinde olur. Bu paylaşımlık tabakların fiyatları ortalama 8-15€ aralığında değişiyor.
Menüdeki Orta Doğu ve Fas esintileri bize menünün göçmen mutfakları ile zenginleştirildiğini düşündürdü. Lübnan mutfağından humus, Fas usulü şakşuka bunlara iyi örnekler.
Bizim favorilerimiz Chicken Tagine, Burrata, Trout Crudo, Vitello Tonnato & Iberian Ham oldu. Tatlı olarak ise fıstıklı Panna Cotta’yı denedik & beğendik.
Kokteyller arasından favorimiz ise gin ve fesleğen ile hazırladıkları: ‘Django Smash’
Paris’in en karakterli lokantalarından birinde salyangoz deniyoruz, şehrin yeme-içme kültüründe tarihi bir öneme sahip Bouillon Julien’deyiz! #BouillonJulienParis
170 yıl önce restoranlarda yemek yemek işçi sınıfı ve orta sınıflar için çok mümkün değildi. Parisli bir kasap bu durumu elinde kalan etleri satmak için başlattığı bir uygulamayla kökten değiştiriyor, Bouillon Julien hikayesi de böyle başlıyor.
Pierre Louis Duval, tek tip sulu bir et yemeği ve bazı sebzelerin piştiği basit bir kantini Paris’in Les Halles bölgesinde açtı. Amacı az paraya kaliteli bir yemek sunmaktı. Bu kantin o kadar başarılı oldu ki, kısa süre içerisinde Paris’te onlarcası açıldı. 1900’lerin başında şehirde artık bunlardan 200 tane vardı. Yemeğin su kısmını temsilen de bu lokantalara Bouillon adı verildi.
Sonraki yüzyılda ucuz ve güzel yemek sunan bu restoranların yerini bistro ve brasserie’ler alıyor. Fakat geçtiğimiz 10 senede Bouillon’lar tek tek yeniden açılmaya başlandı. Art Noevau mobilyalar ve tavan işlemelerinin, vitrayların yer aldığı bu görkemli restoranların bazıları anıtsal yapı olarak görülüyor. Bizim ziyaret ettiğimiz Julien’de olduğu gibi, rezervasyonsuz çalışıyorlar ve kapıda kuyruk oluyor. Kişi başı 20-30€’ya yemek yemek mümkün.
Çok lezzetli bir sos ile sunulan Escargot 🐌 ve Bouillon adı verilen çorbaları çok başarılı. Haşlanmış yumurta ve mayonezle hazırladıkları Oeuf Mayo da keyifli ve basit bir başlangıç. Geleneksel sosis ve patates püresini de sevenler deneyebilir. Bir diğer siparişimiz olan Dos de Colin bizi mutlu etmese de tatlılar çok keyifliydi. Kestane Mousse, Crème Brûlée ve Baba au Rhum kesinlikle denenmeli.

























Michelin rehberinde Bib Gourmand olarak yer alan bir restoran: Chez Michel
Bib Gourmand, Michelin rehberinde düşük fiyatlarla yemek hizmeti sunan ama yüksek lezzet düzeyine sahip restoranlara verilen bir değerlendirme.
Chez Michel, 10.bölgenin karanlık bir sokağında bulunan rustik ve samimi bir bistro. Burası da @vmilor önerileri ile listeye aldığımız mekanlardan biriydi. Kendisi de özellikle doğum gününde burayı tercih edince biz de atlamak istemedik.
Bu restoran şehrin geri kalanındaki çoğunun aksine Fransa’nın Brittany bölgesine ait lezzetler sunuyor. Deniz ürünlerinde, yaban hayvanlarıyla hazırladıkları tabaklarda oldukça iddialılar. En ünlü oldukları lezzetler ise Wild Abalone, Brittany stew (kig ha farz) ve Fransızların ikonik tatlıları Paris-Brest.
Yemek seçimlerini yazdıkları tahtadan yapıyorsunuz, sık sık değişiyor. Biten olursa da üstü çiziliyor. Fiyatları verdikleri hizmet, kalite ve porsiyonlara göre oldukça iyi. Kişi başı 40-45€ ödeyip çıkabileceğiniz yerlerden biri.
Burada bizim favorilerimiz kırmızı şarap soslu biftek, deniz tarağı ve foe gras terrine olmuştu.
Tatlı olarak ise Paris-Brest ve şarap soslu kuru eriklerle servis edilen armutlu keki denedik. Paris, Fransız mutfağının farklı bölgelerinden lezzetler tadabileceğiniz bistrolarla dolu bir şehir. Yeme-içme tutkunları için mükemmel bir destinasyon.
Tattığımız her şeyi beğenmemiz pek mümkün değil, öyle bir beklentiniz de olmasın. Özellikle trend tabaklardan oluşan menüler sunmayan, kendi atalarına ait mutfak bilgilerinden yola çıkarak hizmet veren restoranlarda çok farklı deneyim yolculuklarına çıkıyorsunuz. Bizce bir coğrafya ait mutfağı keşfetmenin en güzel yollarından biri de bu.
Clamato, Amerika’nın doğu yakasında bulunan Oyster Bar konseptinden ilham alınarak kurulmuş. İsmini ise Quebec’te oldukça ünlü olan Clam Broth (yani bir çeşit midye suyu) ile hazırlanan Bloody Mary reçetesinden alıyor.
Rue de Charrone caddesini canlandıran bu mekanların arkasında Bertrand Grébaut ve Théo Pourriat var. Aynı sokaktaki Septime ile Michelin yıldızı alırken Clamato ile Bib Gourmand listesinde yer aldılar.
Clamato’yu daha salaş, rezervasyonsuz misafir kabul eden iyi bir bar olarak tanımlayabiliriz. Fransız mutfağından iyi deniz mahsülleri servis ediyorlar. Bu restoranda denediklerimiz Cod Roe Tarama, Marinated Sardines with Mezcal Gelee, Black Mullet Ceviche, White Asparagus, young garlic sabayon, Carpacio of Leeks, white garlic pesto, bottarga ve Merlan Colbert, radish tzatziki, zaatar olmuştu.
Cod roe tarama, marinated sardines w/ mezcal gelee & merlan colbert çok lezzetliydi.
Tatlı olarak servis ettikleri crumble ise yediğimiz en iyi şeylerden biriydi diyebiliriz.
Clamato’da tapas şeklinde ortaya söylediğimiz tabakların fiyatları 8€ ile 39€ arasında değişiyor. Detaylı ve güncel menüleri web sitelerinde yer alıyor.
Clamato ve bu lezzetli duraklarıyla Rue de Charrone, Paris’te kesinlikle uğramanız gereken yerlerden.





























Le Verre Vole, Canal St-Martin bölgesinde bulunan ufak bir bistro. Dışarıdan bakıldığında 3-5 masası olan bir şarap dükkanı gibi gözüküyor, ancak aldanmayın. Rezervasyon yaptırmanın görece zor olduğu ve bölgede oldukça sevilen bir bistrodayız. NY Times yemek yazarı Alec Lobrano’nun da şehirde en sevdiği şarap barı olan bu mekan bizi oldukça heyecanlandırdı.
Müdavimleri daha çok Fransa’daki üreticilerden özenle seçilmiş olan doğal, filtrelenmemiş şarapları için geliyor. İlk defa gelenler için çalışanlar fazlasıyla yardımcı oluyor. Seçtiğiniz yemeklere, damak tadınıza ve fiyat aralığına göre size en uygun şarap tercihini yapıyorlar.
Mekan şaraplarıyla öne çıksa da yemekler kesinlikle gölgesinde kalmamış. Menüdeki sabit olan lezzetler de mevsimsel olarak değişenler de ustalıkla kurgulanmış. Burası Paris seyahatlerimizde en etkileyici yemeklerle karşılaştığımız yer oldu.
Menü sık sık değiştiği için sürprizlerle dolu olsa da denediğimiz tabaklar arasında Saucisse Puree, Beignet ve Sashimi favorilerimiz oldu. Tatlı menüsündeki krem karamel ve elmalı crumble başarılıydı.
3 kişi için akşam yemeği & bir şişe şarap için ortalama ödeyeceğiniz tutar 150€ civarında. Servisin kalitesi, şarap seçimleri ve yemek deneyimi kesinlikle hakkını veriyor diyebiliriz.
22 yıldır hizmet veren bu küçük bar kesinlikle listenizde olsun. Kaydetmeyi ve sevdiklerinizle paylaşmayı unutmayın.
🍽️ 100 yıldan uzun bir süredir kafe olarak işletiliyor. Orjinal sahipleri veya tam olarak ne zaman inşa edildiği bilinmese de 1850ler olarak tahmin ediliyor.
👨🏻🎨 La Maison Rose, sadece mimari olarak dikkatleri çeken bir yapı değil. Şehrin yaratıcı insanlarının buluştuğu bir mekan. Maurice Utrillo, Albert Camus, Matisse, ve Picasso gibi isimler burada sosyalleşiyor.
💒 Pembe duvarlarıyla bilinse de bu tatlı bina hep pembe değildi. 1905’te satın alan Germaine Pichot tarafından boyanıyor. Bu renge boyanmasının ilham kaynağı ise Germaine ve Ramon’un o dönem Katalonya’ya yaptıkları bir seyahat. Barcelona’nın canlı renklerde boyanmış evlerinden ilham alıyorlar.
Bu renklere boyanmamış olsaydı, sadece sokağın köşesindeki bir kafe olarak mı kalırdı acaba?
Burası el değiştirse de orjinaline sadık kalınarak korunuyor ve hala bir restoran olarak işletiliyor. İlk ününü Ressam Maurice Utrillo resimleriyle yapan bu bina, yakın zamanda Emily in Paris dizisinde de çeşitli sahnelerde yer aldı. Tekrar popülerliği yakalamış gibi gözüküyor.

