

Barcelona’da son yılların en çok konuşulan mutfaklarından biri olan Gresca, abartıya kaçmadan “neden bu kadar sevildiğini” çok net belli eden bir restoran. Modern Katalan mutfağını, ürün odaklı, rahat ve neredeyse mahalle lokantası hissi veren bir atmosferde sunuyor. İçeri girer girmez bu bir “deneyim” yeri değil; iyi malzemenin, doğru pişirmenin ve iyi şarabın yeri olduğunu anlıyorsun.
Gresca’da tadım menüsü yok. Menü tamamen à la carte; masayı paylaşarak, içgüdüyle sipariş vererek ve tekrar tekrar gelmeye teşvik eden bir yapı var. Neredeyse her şey à la minute olarak gözlerinizin önünde hazırlanıyor, tabaklar iddiasız görünüyor ama lezzetler son derece net ve güçlü.
Bizim için akşam bir Katalan klasiği olan pa & tomaquet ile başladı. Verat marinat (marine uskumru) tazeliği ve asiditesiyle masayı açan tabaklardan biriydi. Amanida cogombre (salatalık, stracchino ve badem) sade ama şaşırtıcı derecede dengeliydi.
Menünün yıldızlarından biri hiç şüphesiz pizza oldu — stracchino, hafif acı ıspanak ve akışkan yumurta sarısıyla, basit bir tabak gibi görünüp bir anda masanın odağına oturuyor. Bacallà pil-pil ise iç organlar ve köz biberle birlikte, Gresca’nın sevilen tabaklarından olsa da bize pek hitap etmedi.
Akşamın en akılda kalanlarından biri de tortellini en caldo. Derin aromalı bir et suyu; “az ama öz” tabakların en iyi örneklerinden. Ana yemek olarak paylaştığımız mitjana de vedella ise neredeyse Tolosa’daki Casa Julian’ın txuleta’sı ile yarışacak kadar iyi, tam kıvamında pişirilmiş, gereksiz soslara boğulmamış, ürünü ön plana alan bir klasik.
Gresca’yı gerçekten özel kılan detaylardan biri de şarapları, listede gizli kalmış çok iyi üreticiler var. Kesinlikle sommelier’den yardım isteyin.
Su ve bir şişe şarapla birlikte toplam 213 € ödemiş olmamız, yediğimiz tabakların kalitesi düşünüldüğünde oldukça dengeli. Gresca pahalı olmaya çalışmıyor; iyi olmaya çalışıyor.
Bu yüzden burası “herkesin seveceği” değil, ama bilenin tekrar tekrar döneceği bir yer. Bizim için kesinlikle my kind of place.
📍 Adres: Carrer de Provença, 230, Barcelona
💶 Menü: À la carte, iki kişi için ortalama hesap 150-200€
🍷 Şarap: Güçlü doğal şarap seçkisi
📌 Not: Bar/kitchen counter kısmı varsa mutlaka orayı tercih edin, mutfağı izlemek çok daha keyifli.
Barcelona’da Katalan mutfağının geçmişi, bugünü ve geleceği üzerine bu kadar bilinçli düşünen nadir restoranlardan.
Alkimia, şef Jordi Vilà liderliğinde geleneği bir referans noktası olarak alıyor; ama onu olduğu gibi tekrarlamak yerine çağdaş bir dille yeniden yorumluyor.
Restoran, eski Moritz bira fabrikasının gastronomik bir komplekse dönüştürülmüş yapısının içinde yer alıyor. Zili çalıp içeri girdikten sonra üst katta iki farklı alan karşılıyor sizi: mutfağın daha gündelik ve klasik yüzünü temsil eden kardeş restoran Al Kostat ve mutfağın hemen önünde konumlanan, deneyimin merkezindeki Alkimia. Mekânın dili modern ama soğuk değil; deniz dünyasına göndermeler, avangart detaylar ve eski Barcelona konaklarını hatırlatan mobilyalar bir arada.
Alkimia’da akşam servisinde kapsamlı bir tadım menüsü, öğle servisinde ise ek olarak bu menünün daha kısa ve yoğunlaştırılmış bir versiyonu sunuluyor. Menü, Katalan mutfağının merkezinden kıyılarına uzanan bir anlatı gibi kurgulanmış; her bölüm farklı bir dönem, teknik ya da ürün odağı etrafında şekilleniyor.
Jordi Vilà’nın mutfağında balık ve deniz ürünleri belirgin bir ağırlığa sahip. Ama asıl mesele teknikten çok “an”. Kendi tanımlarıyla, her tabakta önemli olan o kısa an — lezzetin kendini ele verdiği, açıklamaya ihtiyaç duymayan o kesit.
Denediğimiz tabaklar arasında deniz temalı Escudella yorumu, tanıdık bir yemeği tamamen farklı bir yere taşıyor.
Alkimia’yı özel kılan, Katalan mutfağını bir “geçmiş anlatısı” olarak ele almaması. Burada gelenek yaşayan, dönüşen ve ileriye bakan bir şey. Al Kostat ise aynı mutfağın daha rahat, daha gündelik ve daha doğrudan bir yorumu.
Alkimia, Barcelona’da sadece iyi yemek yemek isteyenler için değil; Katalan mutfağının bugün nasıl düşünüldüğünü görmek isteyenler için önemli bir durak.
📍 Adres: Ronda de Sant Antoni, Barcelona
⭐ Michelin: 1 Yıldız
🍽 Menü: Akşamları tadım menüsü, öğlenleri kısaltılmış versiyon
🍷 Not: Daha gündelik bir yemek için aynı katta bulunan Al Kostat iyi bir alternatif
Turist kalabalıklarından uzak, ne yediğini bilenlerin doldurduğu bir masa arıyorsan, Lluritu 3 tam olarak o yer. Burası bir “deniz ürünü tapas barı”ndan fazlası; odun ateşi ve plancha etrafında şekillenen, süslemesiz ama karakterli bir mutfak anlayışının en net örneklerinden biri.
Lluritu’nun dili çok açık: az tabak, güçlü ürün, minimum müdahale. Menü duvarda yazıyor, her şey paylaşmaya uygun ve tabaklar neredeyse garnitürsüz geliyor. Ocağın olmaması bilinçli bir tercih; ateş ve sac mutfağın başrolünde.
İsmi bile bu yaklaşımı anlatıyor. Lluritu, Akdeniz’de tek tek olta ile tutulan, jölemsi derisi ve yağlı beyaz etiyle bilinen küçük ama çok karakterli bir balık. Mekân da adını buradan alıyor: iddiasız görünen ama ağzında uzun süre kalan tatlar.
Bizim Lluritu 3’te favorilerimiz:
İki şişe cava, su ve paylaşılan tabaklarla birlikte 3 kişi toplam 141,10 € ödedik, Gràcia’da bu kalite deniz ürünü için fazlasıyla makul.
Lluritu’nun iddiası “en kaliteli ürün” söyleminden çok, ürünün ruhuna sadık kalmak. Fazlalık yok, numara yok. Arkadaşlarla uzun bir öğle yemeği ya da spontane bir akşam için ideal.
📍 Adres: Pg. de St. Joan, 72, Eixample, 08009 Barcelona
🍽 Mutfak: Deniz ürünleri, odun ateşi & plancha
💶 Fiyat: Orta seviye, paylaşarak çok dengeli
🍷 Not: Farklı lokasyonlarda şubeleri var, hangisinde yer bulabilirseniz ve en yakınını tercih edin.
Barcelona’nın turistik merkezinden biraz uzaklaştığında, şehrin bambaşka bir yüzü açılıyor. Asador de Aranda – Tibidabo, tam da bu bölgede, Tibidabo’nun karakterli modernist yapıları arasında saklanan, geleneksel Kastilya mutfağını merkezine alan güçlü bir adres.
Burası aslında İspanya genelinde (ve yurt dışında) şubeleri olan büyük bir restoran grubunun parçası. Ama buna rağmen ürün kalitesi ve pişirme disiplini şaşırtıcı derecede yüksek. En büyük avantajı ise konumu: şehir merkezinden uzak olduğu için hala “bilenin bildiği” bir yer olmayı başarıyor.
Asador de Aranda’nın mutfağı çok net bir fikre dayanıyor: odun ateşi, fırın ve ürünün kendisi. Menü geniş ama herkesin buraya geliş sebebi aynı — Aranda de Duero usulü, eski tip odun fırınında ağır ağır pişirilen suckling lamb ve suckling pig.
Yemeğe klasik Kastilya başlangıçlarıyla başlamak doğru bir tercih.
Picadillo (paprikalı kıyma), morcilla (rice black pudding) ve chorizo ile gelen Castilian starters tabağı, ana yemeğe zemin hazırlayan güçlü ama sade tatlar sunuyor. Fırınlanmış kırmızı biberler, croquetas ve basit bir green salad burada olması gerektiği gibi; rol çalmıyor, ana yemeği destekliyor.
Ama esas mesele fırın.
Aranda de Duero’dan gelen süt kuzusu, sadece tuzla, uzun sürede, kendi yağıyla pişiriliyor. Dışı incecik çıtır, içi ise neredeyse kaşıkla ayrılacak kadar yumuşak. Aynı yaklaşım suckling pig için de geçerli: gösteriş yok, sos yok, numara yok. Etin kalitesi ve fırının sabrı konuşuyor.
Yanında servis edilen basit yeşil salata (marul, domates, soğan) özellikle bilinçli bir tercih; yağlı ve yoğun etten sonra damağı temizliyor. Tatlıya geçilecekse, burada beklentiyi yükseltmemek lazım — Asador de Aranda tatlıyla değil, etle hatırlanan bir yer.
Mekânın atmosferi de mutfakla uyumlu: modernist bir binada, ağır ama boğucu olmayan bir klasiklik. Burası “özel gün restoranı”ndan çok, kalabalık bir masa kurup uzun uzun yemek yenilen bir yer. Hatta mümkünse gerçekten kalabalık gidin; burası paylaştıkça güzelleşiyor.
Asador de Aranda – Tibidabo, Barcelona’da “yenilik” arayanlar için değil;
odun ateşinde pişmiş etin hâlâ ne kadar etkileyici olabildiğini hatırlamak isteyenler için doğru adres.
📍 Adres: Tibidabo, Barcelona
🔥 Uzmanlık: Odun fırınında suckling lamb & suckling pig
🍽 Mutfak: Geleneksel Kastilya
👥 Not: Kalabalık gidin, paylaşın, burası tek başına yenilecek bir yer değil
Barcelona’da gerçekten iyi yemek yediğini hissettiren yerler genelde gösterişten uzak olur.
Ultramarinos Marín de tam olarak böyle bir adres: sessiz sedasız, iddiasını bağırmadan ortaya koyan, ürünle konuşan bir asador.
Balmes Caddesi üzerinde, dışarıdan bakıldığında sıradan bir mahalle barı gibi duruyor. İçeri girince mekân ikiye ayrılıyor: önde ayakta içki içilen, tezgahta hızlı tabakların döndüğü gündelik bar alanı; arkada ise açık mutfağı, koyu ahşap detayları ve endüstriyel dokusuyla daha sakin ama odaklı bir restoran bölümü. Her iki alan da dolu. Her gün. Nedeni basit: mutfakta Borja García var.
Borja García’nın CV’si mutfağın karakterini açıklıyor: Dos Pebrots, Etxebarri, Noma. Ama burada kimse bu isimleri hatırlatmaya çalışmıyor. Ultramarinos Marín’de yapılan şey çok net: ateş ve plancha üzerinde, Akdeniz ürünlerini olduğu gibi pişirmek. Fazlalık yok, numara yok, sos gösterisi yok.
Menü her gün elde yazılıyor ve gün içinde tükenen tabakların üstü çiziliyor. Balık ve etler gramajla sipariş edilebiliyor; yarım, üçüncü ya da çeyrek porsiyon seçenekleri sayesinde masayı paylaşarak ilerlemek çok kolay. Hatta en güzeli, kontrolü mutfağa bırakmak ve “ne varsa” demek.
Tabaklar genelde basit isimlere sahip ama lezzetleri şaşırtıcı derecede derin:
günün balığı, karides, kalamar, midye; yanında belki Iberico pork shoulder, kabak çiçeği ya da ateşte pişmiş tavuk. Her şey tam kararında pişmiş, ürün tadı net ve akılda kalıcı. Yemek sırasında menünün yarısının silinmiş olması tesadüf değil; burada “iyi şeyler çabuk biter”.
Servis kalabalık saatlerde biraz kaotik olabiliyor — yeni sipariş, hesap, ikinci bir kadeh derken beklediğiniz anlar oluyor. Ama bu, tabağın geldiği an tamamen unutuluyor. Çünkü Ultramarinos Marín’in yarattığı his şu:
“Bu kadar basit bir şey nasıl bu kadar iyi olabilir?”
Burası fine dining değil. Ama Barcelona’da yediğimiz en iyi fine olmayan yemeklerden biri.
Günün daha rahat saatlerinde ya da sadece bir içki eşliğinde bir şeyler atıştırmak isteyenler için bir de kardeş adres var: Ultramarinos Panino. Şarküteri ürünleriyle hazırlanan sandviçler, iyi ekmek, iyi şarap ve bira… Aynı ürün hassasiyeti, daha hızlı ve gündelik bir formatta.
Ultramarinos Marín, Barcelona’da “trend restoran” arayanlar için değil;
ateş, ürün ve dürüstlük arayanlar için bir referans noktası.
📍 Adres: Balmes, 187 – Barcelona
🍽 Mutfak: Asador / ateş & plancha
🕛 Lunch: Sal – Cts
🍷 Not: Tezgahta yer bulursanız kaçırmayın; erken gelmek avantaj
Poble Sec’te sıra dışı bir restoran. Margarit, bu anlamda semtin dengelerini biraz bozuyor, hem de bunu bağırmadan, iddiasını sessizce kurarak yapıyor.
Barcelona’da Yunan restoranı bolluğundan söz etmek zor; genelde Yunan mutfağı gyros ve sokak satıcıları ile sınırlı ama Margarit bu boşluğu doldurmakla kalmıyor, bildiğimiz Yunan mutfağı kalıplarını bilinçli olarak kenara itiyor. Mekan modern ama sıcak: eskitilmiş duvarlar, açık mutfak ve tezgâhın arkasında hipnotize eden bir tempo. Ekibi izlemek, yemeğin kendisi kadar keyifli.
Mutfağın arkasında iki isim var: Jordi Fenoll ve Stefanos Balis. Çıkış noktaları Yunan mutfağı ama sonuç asla “taverna” değil. Menü kısa, net ve sezgisel; klasik Yunan klişeleri (horiatiki, kalamar, bildiğimiz tzatziki) özellikle dışarıda bırakılmış.
Bizim için akşamın yıldızı, tartışmasız taramas oldu. Çocukluk anılarıyla yüklü o pembe, ağır versiyonlardan tamamen uzak; fildişi renginde, ipeksi dokuda ve ortasında marine midyelerle servis ediliyor. O kadar iyi ki ikinciyi söylememek için kendimizi zor tuttuk — ama ekşi mayalı ekmekten (6,5 €) ikinci sepeti söylemekten vazgeçemedik.
Ana tabaklarda favorilerimizden biri chicken souvlaki oldu: pita, tzatziki ve ızgara tavuk, ama fazlalıksız ve son derece dengeli. Palestinian lamb ise menünün en karakterli tabaklarından biri; şeflerin Filistinli bir dostunun tarifinden ilham alan bu tabak, yoğurt ve sebzelerle birlikte hem güçlü hem de çok rafine.
Tatlıda ise kakaolu milföy ile servis edilen chocolate ganache, akşamı kusursuz bir noktada kapattı. Ne fazla ağır ne de gereksiz süslü. Margarit’in genel mutfak anlayışıyla birebir örtüşüyor.
Şarap tarafı da en az tabaklar kadar heyecan verici. Listede Yunan doğal şaraplarına ciddi bir ağırlık var; meraklısı için gerçekten keyifli keşifler sunuyor.
Margarit açıldığı günden beri doluysa bunun nedeni trend olması değil; net bir mutfak fikrine sahip olması. Yunan mutfağını olduğu gibi taşımaya çalışmıyor, onu Barcelona’da yeniden düşünüyor.
📍 Adres: Poble Sec, Barcelona
🍽 Mutfak: Greek-inspired, modern Akdeniz
🍷 Şarap: Yunan doğal şarapları güçlü
📌 Not: Rezervasyon şart — özellikle hafta sonları
Barcelona’da İtalyan restoranı çok, ama gerçekten tekrar tekrar gitmek istediklerin az.
Xemei, bu azınlığın içinde. Venedik mutfağını merkezine alan, doğal şaraplarla desteklenen, iddiasını sessizce kuran bir yer.
Burası bizim Xemei’ye ilk gelişimizdi ama Madrid’deki kardeş restoran Osteria Il Colombo’dan zaten mutfağa aşinaydık. Yine de Barcelona’daki adresin bulunduğu semt, biraz daha sakin atmosferi ve şehirden kısa süreli kopma hissiyle beklentiyi yükseltiyor. İçeri girdiğiniz anda da bu rahatlık hissi devam ediyor: gösteriş yok, kasılma yok; iyi tabak, iyi şarap ve sohbet var.
Xemei’nin mutfağı Venedik’e net bir saygı duruşu. Menü geniş sayılmaz ama çok iyi kurgulanmış. Deniz ürünleri, sakatatlar ve makarnalar aynı ciddiyetle ele alınıyor. Biz kalabalık bir grup olarak masayı paylaşarak ilerledik ve neredeyse her şeyden denedik.
Öne çıkanlar tartışmasız makarnalar oldu.
Maccheroni freschi Cacio & Pepe, tam olması gerektiği gibi: net, dengeli ve kusursuz al dente.
Pappardelle con ragù di ossobuco ise akşamın yıldızlarından; derin aromalı sosu pappardelle tamamen içine çekmiş, ağırlaşmadan yoğun bir lezzet sunuyor.
Başlangıçlarda burrata & domates salatası ferah ve risksiz bir girişti. Masada ayrıca denediğimiz Venedik usulü deniz ürünleri tabakları, Xemei’nin denizle kurduğu ilişkiyi net şekilde gösteriyor: sade, temiz ve doğru pişirme.
Tatlıda tiramisu, klasik ama güvenli bir kapanış. Abartı yok, rol çalma derdi yok; tam kararında.
Şarap tarafı da Xemei’nin güçlü yanlarından biri. Doğal şaraplara ağırlık veren listede, bizim eşlikçimiz Le Coste – Ageno 2016 oldu ve makarnalarla çok iyi bir uyum yakaladı.
Servis tarafında beklentiyi biraz ayarlamak gerekiyor. Kusursuz değil; bazen tempo düşebiliyor. Ama burası da zaten “kusursuz servis” iddiasında olan bir fine dining değil. Daha ulaşılabilir, daha gündelik ve samimi bir İtalyan. Bu haliyle de çok sevilesi.
Xemei, Barcelona’da “iyi makarna yemek istediğimizde” aklımıza gelen ilk adreslerden biri. Rahat, dürüst ve tekrar gelmeye çağıran bir yer.
📍 Adres: Pg. de l’Exposició, 85, Sants-Montjuïc, 08004 Barcelona, Spain
🍽 Mutfak: Venedik odaklı İtalyan
🍝 Öne çıkan: Makarnalar
🍷 Şarap: Doğal şaraplar güçlü
📌 Not: Servis mükemmel değil ama mutfak fazlasıyla telafi ediyor
Barcelona’da tapas, vermut ve ayaküstü atıştırma kültürünü gerçekten hissetmek istiyorsanız, yolunuz mutlaka El Xampanyet’ten geçmeli. El Born’un kalbinde, Picasso Müzesi’nin hemen yanında yer alan bu küçük bodega, 1929’dan beri aynı aile tarafından işletiliyor ve şehrin en ikonik tapas barlarından biri olmayı hâlâ sürdürüyor.
Burası bizim özellikle öğlen saatlerinde uğramayı sevdiğimiz yerlerden. Ucuz, turistik ama buna rağmen hâlâ lezzetli olabilen nadir adreslerden biri. İçeri girdiğiniz anda mavi seramik duvarlar, eski afişler ve bitmeyen bir uğultu karşılıyor sizi. Masa sayısı çok az; çoğu kişi ayakta, bir köşeye yaslanmış şekilde tapasını yiyor, kadehini yudumluyor. Gürültülü, kalabalık ve canlı — tam olarak olması gerektiği gibi.
El Xampanyet adını, kendi yaptıkları hafif köpüklü beyaz şaraptan alıyor. Katalanca’da “küçük şampanya” anlamına gelen bu içki, cam su şişelerinden geniş ağızlı kadehlere doldurularak servis ediliyor ve fiyat/performans açısından gerçekten mutlu ediyor. İsterseniz vermut ya da bira da var; ama buraya gelip xampanyet içmemek olmaz. Daha meraklısı için, menüde yazmayan ve pek bilinmeyen yıllanmış cava’ları sormak da mümkün.
Yemek tarafı net ve risksiz. Menüde yıldız tartışmasız ançüez.
Düz servis edilen klasik versiyon ya da zeytin dolgulu olan mutlaka denenmeli. Yanına pa amb tomàquet, basit ama doğru yapılmış tortilla, şarküteri tabakları ve mevsimine göre yabani mantarlar ya da Padrón biberleriyle servis edilen Pluma Ibérica eklenince masa (ya da ayakta durduğunuz alan) tamamlanıyor.
Porsiyonların yarım söylenebilmesi büyük avantaj; böylece daha çok şey denemek mümkün. Son ziyaretimizde birkaç tapas, xampanyet ve bir kadeh cava ile kişi başı oldukça mütevazı bir hesap ödedik — El Born için artık pek alışık olmadığımız bir durum.
Servis ekibi cana yakın ama çoğu çok iyi İngilizce konuşmuyor; zaten El Xampanyet’te işler biraz el kol hareketi ve gülümsemeyle ilerliyor. Rezervasyon yok, ilk gelen giriyor ve kapının önünde neredeyse her zaman bir sıra var. Ama beklemeye değer.
El Xampanyet, Barcelona’nın en “iyi” tapas barı olmayabilir; ama kesinlikle en keyifli, en yaşayan ve en Barcelona hissettiren yerlerden biri.
📍 Adres: Carrer de Montcada, El Born
🍷 İmza: Xampanyet (ev yapımı köpüklü şarap)
🍽 Öne çıkan: Ançüez, pa amb tomàquet, Pluma Ibérica, tortilla
📌 Not: Rezervasyon yok, gürültülü ve kalabalık.
Barcelona’da deniz ürünleri ve tapas denince ilk akla gelen yerlerden biri, hatta belki de ilki: Cal Pep.
1989’dan beri El Born’da hizmet veren bu efsanevi tapas barı, bir dönem The World’s 50 Best Restaurants listesinde ilk 50’ye girmiş, bugünse hala aynı enerjiyle ayakta.
İlk izlenim çoğu kişi için yanıltıcı. Mekan küçük, parlak ışıklı, biraz sıkışık ve dışarıdan bakınca sıradan bir mahalle barı gibi duruyor. Ta ki içeri bakıp, tabaklarına eğilmiş insanları ve kapının önündeki uzun kuyruğu görene kadar. O anda buranın “sıradan” olmadığını anlıyorsunuz.
Cal Pep’in en ayırt edici özelliği: menüsünün olmaması. Bara oturduğunuzda garson önce alerjiniz olup olmadığını ya da deniz ürünleriyle ilgili bir sınırınız bulunup bulunmadığını soruyor. Sonrası tamamen güven meselesi. Eğer “her şeye açığız” derseniz, tabaklar arka arkaya gelmeye başlıyor.
🍳 İspanyol omleti (tortilla), şehirdeki en iyilerden biri olarak anılıyor — haklı da.
🐟 Tuna tartare, hâlâ referans kabul edilen tabaklardan.
🐙 Pulpo asado, yumuşaklığı ve lezzetiyle masada sessizlik yaratıyor.
🦪 Midyeler, istiridyeler, ustura midyeleri… Kabuklu ne varsa gönül rahatlığıyla sipariş edilebilir.
🍞 🍅 Tabii ki pa amb tomàquet olmadan Cal Pep deneyimi eksik kalır.
Aksiyonun tamamı gözünüzün önünde gerçekleşiyor: kalamarlar kızarıyor, domatesler ekmeğe sürülüyor, balıklar ızgaraya giriyor. Bar taburelerinde yan yana oturduğunuz yabancılarla sohbet etmek, bu deneyimin doğal bir parçası. Burası “rahat bir akşam yemeği” değil; paylaşılan bir gastronomik kaos.
İçki tarafında işler net: kadeh cava, şarap ya da küçük bir bira (caña). Abartıya gerek yok, tabaklar zaten konuşuyor.
Cal Pep’in bir başka etkileyici yanı da ekibin yıllar içinde neredeyse hiç değişmemesi. Garsonlar bilgili, hızlı, bazen biraz baskıcı olabilirler ama ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar. İstemediğiniz bir şeyi nazikçe reddetmekte fayda var; yoksa hesap kolayca şişebilir. Biz son ziyaretimizde iki kişi 106 euro hesap ödemişiz.
İlginç bir detay: Cal Pep’in 2000’lerin başında İstanbul’da, İstinye’de bir AVM içinde açılmış kısa ömürlü bir şubesi de vardı. Sokağa, kalabalığa ve spontane yaşama ait bir tapas barının, İstinye’de lüks ve kapalı bir AVM ortamında uzun soluklu olamaması aslında çok şaşırtıcı değil. O dönem için Türkiye’ye özel hazırlanan, Katalanların domatesli ekmeğinin tarifini anlatan Türkçe illüstrasyonlu servis altlıklarına hâlâ Barcelona’daki mekânda denk gelmek mümkün.
Cal Pep’in adı, kurucusu şef Josep ‘Pep’ Manubens Figueres’den geliyor. Pep, Katalanca’da Josep’in yaygın bir kısaltması — tıpkı bu restoranın yaptığı gibi: karmaşık olanı sadeleştirmek.
Evet, Cal Pep artık iyi saklanmış bir sır değil. Kalabalık, gürültülü ve beklemeli.
Ama Barcelona’da tapas kültürünü gerçekten yerinde ve olduğu gibi yaşamak istiyorsanız, hâlâ vazgeçilmez.
📍 Adres: El Born, Barcelona
🍽 Konsept: Menüsüz tapas & deniz ürünleri
🕛 Saatler: Öğle (Sal–Cts) / Akşam (Pzt–Cts)
⏳ Not: Bara oturmak için sıraya girmeniz şart — ama beklemeye değer
Barcelona’da “her seferinde yine iyi” olmayı başaran, tekrar tekrar gidilesi yerler vardır; Bar Cañete tam olarak onlardan biri. La Rambla’nın hemen arkasında olması sizi yanıltmasın — grafitili kapıların ardında, turistlere oynayan bir tuzaktan çok, müdavimleri olan canlı bir mahalle restoranı buluyorsunuz.
Bar ile bistroyu birleştiren bu hibrit alanın ruhu oldukça net: klasik Katalan ve İspanyol mutfağı, fazlalık olmadan ama ince bir ustalıkla. Menü uzun, evet; ama göz korkutmuyor. Aksine “şunu da alalım mı?” dedirten, tek lokmalıklardan paylaşmalık tabaklara uzanan iştah açıcı bir akış var. En iyi yerler her zaman barda — hem mutfak temposunu izlemek hem de servisle kısa sohbetler etmek için. Zaten burası, yan masadaki yabancıyla tabak paylaşırken daha da keyifli hale gelen bir yer.
Son ziyaretimizde iki kişi 141 € ödedik; yediklerimize ve içtiklerimize bakınca fiyat-performans dengesi fazlasıyla yerinde.
Öne çıkanlar arasında Bocata de Calamares tartışmasız yıldız: dışı çıtır, içi sulu kalamar, doğru ekmek ve doğru oran — Barselona’da yediğimiz en iyilerden. Yanına gelen berenjenas con miel (ballı patlıcan), jamón ibérico, navajas / almejas gibi deniz ürünleri ve mutfağın klasiklerinden pa amb tomàquet masayı çok hızlı dolduruyor. Menüdeki “Don’t miss our special” kısmına mutlaka kulak verin; günlük çıkan tabaklar genelde mutfağın en eğlenceli sürprizleri oluyor.
İçecek tarafında ise işler sade ama güçlü: iyi seçilmiş yerel şaraplar, cava’lar ve küçük bardakta gelen biralar. Garsonlar hızlı, deneyimli ve zaman zaman biraz “itici” olabilir ama bunu kişisel almamak lazım — tempolu, yüksek enerjili bir servis anlayışı var ve ritme kapıldığınızda her şey yerine oturuyor.
Bar Cañete’yi özel kılan şey belki de şu: kalabalık, gürültü ve yoğunluk burada bir dezavantaj değil, deneyimin parçası. Yan yana oturmak, tabaklara göz gezdirmek, bir sonraki siparişi komşu masaya bakarak vermek… Hepsi bu yerin doğasında var.
📍 Adres: Carrer de la Unió, 17 – El Raval, Barcelona
🍽 Konsept: Klasik Katalan & İspanyol tapasları, bar–bistro hibriti
🕛 Saatler: Pazartesi – Cumartesi, öğle ve akşam servisi
⏳ Not: Bara oturmak için sıraya girmeniz şart, beklemeye değer — daha sakin bir deneyim için rezervasyonlu masa seçeneği de var.
Şef Jordi Cruz’un dokunuşuyla hayat bulan Ten’s, klasik tapas fikrini minimal bir gastro-bar estetiğiyle yeniden yorumluyor. “Yaratıcılık, teknik ve hafif asi bir ruh” mottosu burada gerçekten hissediliyor: tek lokmalık individual tapas’lar, paylaşmaya uygun tabaklar, iddialı tatlılar ve masanın tamamına servis edilen Ten’s Tasting Menu.
Tadım menüsü, mutfağın karakterini tek seferde anlamak için en doğru yol. Japon esintili tiradito (cured gilthead bream, gazpachuelo, üzüm, kumkat ve deniz yosunu) gecenin yıldızıydı. Klasiklere gelince: Patatas Bravas net, dengeli ve fazla numarasız; Steak tartare taco ise beklenmedik derecede çarpıcı — bir lokmada hem teknik hem lezzet.
Minimal mekân, sakin ama odaklı servis ve iyi kurgulanmış bir şarap listesiyle Ten’s; “yenilikçi ama bağırmayan” Barselona adreslerinden.
📍 Adres: Avenida Marqués de l’Argentera 11, Barcelona
🍽 Konsept: Modern / yaratıcı tapas, tasting menu
🕛 Saatler: Öğle & akşam (menü saatleri değişken olabilir)
⏳ Not: Tasting Menu tüm masaya servis ediliyor; rezervasyon önerilir.
Barcelona’da Türk mutfağını gerçekten esnaf lokantası ruhuyla deneyimlemek isteyenler için gerçek bir hidden gem.
Poblenou’da, İstanbul ve Akdeniz’den ilham alan bu küçük ama karakterli adres; ev yemeği tadında, her gün taze pişen yemekleriyle kısa sürede çevredeki ofis çalışanlarının öğle yemeği favorisi haline gelmiş. Menü sade ama güven verici: zeytinyağlılar, günlük sıcak yemekler, mezeler… Her şey evden çıkmış gibi, abartısız ve samimi.
Mekan ağırlıklı olarak take away çalışıyor ama önünde sokakta birkaç masa var; güneşli bir günde ayakta ya da kısa bir molada yemek yemek için çok keyifli. İçeride ise küçük bir deli köşesi sizi karşılıyor: doğal şaraplar, zeytinyağları, seramikler ve ufak detaylar mekana İstanbul hissini gerçekten taşıyor.
Kahve ve hamur işleri de işin bonusu. Gürültüsüz, sakin, iddiasız ama çok sahici bir yer. Keşke çay da olsa.
Barcelona’da “Türk mutfağı” denince akla gelen klişelerin epey dışında.
📍 Adres: Roc Boronat, 102 – Poblenou
🍽 Konsept: Ev yemeği odaklı Türk mutfağı · Take away
🕛 Saatler: 08:00 – 16:30
⏳ Not: Masa sayısı çok sınırlı; öğle saatlerinde erken gitmek avantajlı.
Sartoria Panatieri, Barcelona’da son yılların en çok konuşulan pizza adreslerinden biri. Endüstriyel bir mekanın sade ama karakterli bir restorana dönüşmüş hali; akşam saatlerinde neredeyse her gün dolu, enerjik ve kendine has bir kalabalıkla yaşıyor. Daha kapıdan girerken buranın “sıradan bir pizza yeri” olmadığını hissediyorsunuz.
Kalabalık epey kozmopolit. İtalyanca, İspanyolca, İngilizce aynı anda kulağınıza çalınıyor — ama pizza dili evrensel. Zaten bir İtalyan olmayan pizzacının, İtalyanların kendi listesinde dünyanın en iyi pizzacıları arasında hep üst sıralara yerleşmesi (The Best Pizza Awards, 50 Top Pizzeria) başlı başına bir olay.
Craft bira seçenekleri gayet iyi. Şarap tarafında ise kısa ama özenli bir liste var: İspanya’dan beyazlar, kırmızılar ve köpüklüler. Pizza eşliğinde fazla düşünmeden seçip keyfine bakmalık.
Sartoria Panatieri’de Margherita sipariş etmek asla sıkıcı bir tercih değil — tam tersine. Rafa Panatieri’nin imza domates sosu; yumuşak, dengeli, hafif tatlı, derinlikli. Domates, fesleğen, sarımsak, zeytinyağı… Hepsi olması gerektiği gibi ama birlikte olağanüstü. Birçok kişi buraya sadece Margherita yemek için geliyor ve çok haklılar.
Daha “uç” tatlar isteyenler için menü oldukça cömert:
Pizzaya geçmeden önce mutlaka şarküteri tabağı söyleyin. Sartoria Panatieri’nin en güçlü taraflarından biri de burada: kullandıkları sucuklar, sosisler ve peynirlerin büyük kısmını kendileri, yerel Gascón domuzlarından, evde üretiyorlar. “From farm to pizza” lafı burada gerçekten karşılığını buluyor.
Mekân kalabalık ve tempolu ama ekip oldukça rahat. Yoğunluğa rağmen tabaklar hızlı geliyor, arada sohbet de eksik olmuyor. Gerginlik yok, kontrol var.
Çünkü bu şehirde pizza hâlâ bu kadar konuşulabiliyorsa, Sartoria Panatieri güçlü temsilcilerinden. Farklı pizzaları denemek için kalabalık gelmek en mantıklısı. Ama küçük bir uyarı: rezervasyonsuz yer bulmak zor.
📍 Adres: Carrer de Provença, 330, Eixample, 08037 Barcelona, Spain
🍽 Konsept: Mevsimsel, sürdürülebilir, yüksek standartlı pizza & şarküteri
🕛 Saatler: Akşam servisleri yoğun
⏳ Not: Rezervasyon şart. Kalabalık geldikçe masa daha keyifli, pizza daha çok.
Bir zamanlar şehir içi bir otopark olan bu mekânın bugün Barcelona’nın en karakterli pizza adreslerinden biri haline gelmesi hiç de tesadüf değil. Parking Pizza’ya girdiğiniz anda her şey mekânın hikâyesini anlatıyor: Beton zemin, hâlâ park çizgilerini taşıyan yerler, devasa ortak masalar, ceket koymak için tasarlanmış karton kutu tabureler… Post-endüstriyel estetik burada dekor değil, doğrudan kimlik. Pek çok şubeleri var, Madrid de dahil.
Biz Passeig Sant Joan şubesini denedik. Öğlen saatlerinde de akşam olduğu gibi içerisi doluydu; masalarda çocuklar pizza kenarlarını kemiriyor, kalabalık arkadaş grupları şarap paylaşıyor, ilk buluşmalarla yıllardır süren dostluklar masaları paylaşıyordu. Tam anlamıyla Barcelona’nın kendisi.
Pizza tarafında işin sırrı oldukça net:
72 saat fermente edilen hamur, yüksek ısıda pişen odun fırını ve abartısız ama iyi ürünle kurulan kombinasyonlar. Menü çok kalabalık değil ama her pizza “ne yaptığını bilen” bir mutfaktan çıkıyor. Bizim favorimiz, Pepperoni pizza oldu; dengeli yağ, iyi erimiş peynir ve fazla zorlamayan ama tatmin eden bir lezzet profili. Yanına aldığımız Navarra domatesli salata da taze ve yerindeydi.
Başlangıçlar paylaşmaya çok uygun: biberiye focaccia, burrata, stracciatella gibi seçenekler masayı hızlıca kuruyor.
İçecek menüsü kısa ama yeterli: birkaç doğal şarap, bira ve basit kokteyller. Zaten burası “menü okuma” değil, biraz ye-kalk konseptli bir yer.
📍 Adres: Passeig de Sant Joan, Barcelona
🍽 Konsept: Uzun fermente hamurlu Napoli tarzı pizza, paylaşmalık tabaklar
🕛 Saatler: Genellikle akşam 20:00’den itibaren
⏳ Not: Birkaç şubesi var, hatta Madrid’de de varmış. Her şubesinde rezervasyon alınmayabiliyor.
Barcelona’da restorandan çok kokteyl bar olarak konumlanan ama mutfağıyla da ciddi şekilde iddialı olan yerlerden biri Pareidolia. Kurucusu Burak, İstanbul’da bir dönem Moda’nın en iyi barlarından biri olarak anılan mekânını devrettikten sonra Barcelona’ya taşınıyor ve burada bambaşka bir anlatı kuruyor. Ortaya çıkan şey ise klasik bir bar değil; kokteyl, mutfak ve fikir dünyasının iç içe geçtiği bir gastro coctelería.
Minimal ama soğuk değil. Endüstriyel dokunun içinde sıcak bir bar atmosferi var. Barın arkasında yoğun bir üretim, önünde ise rahat bir sohbet hâli. “Birer içki içip kalkalım” diye girip menüye gömülme ihtimaliniz çok yüksek.
Pareidolia ne demek?
Pareidolia, kişinin karşılaştığı bir duyumu, bildiği bir nesne, örüntü ya da anlam olarak yanlış algılamasıdır.
Bulutları hayvanlara benzetmek, cansız nesnelerde yüzler görmek, soyut görsellerde tanıdık formlar seçmek ya da bir müzik parçasında aslında olmayan bir kelime duyduğunu sanmak en yaygın pareidolia örnekleridir.
Mekânın ismi de tam olarak buraya gönderme yapıyor: İlk bakışta sade görünen tatların, kokuların ve dokuların; biraz zaman geçirince zihinde farklı çağrışımlar yaratması. Kokteyller de, tabaklar da “ilk yudumda her şeyi anlatmıyor”; açıldıkça katmanlanıyor.
Fermentasyon bazlı içkiler menünün omurgası. En sevdiklerimizden biri Our Amphora Negroni:
8 ay boyunca doğal şaraplar için üretilmiş bir terrakota amforada dinlendiriliyor. Mikro-oksijenasyon sayesinde köşeleri yuvarlanıyor; acılığı yumuşuyor, tatlar toprak ve mineral bir uyuma dönüşüyor. Yanık portakal kabuğu dokunuşu ise ateş ve toprağı çağrıştıran dumanlı bir narenciye aroması bırakıyor.
Bunun yanında Amber, vermutlar ve Pa amb Tomàquet eşliğinde içilen kokteyller de oldukça güçlü.
Mutfakta uzun yıllar Japon mutfağı üzerine çalışmış bir şef var. Bu yüzden Pareidolia, pek çok kokteyl barından farklı olarak yalnızca “eşlikçi tabaklar” sunmuyor.
İstiridyeler, kroketler, Hokkaido scallops, grilled Galician rock octopus gibi tabaklar, kokteyllerle uyumlu ve tekrar gelme isteği uyandıran bir mutfak dili kuruyor.
Kokteyl bar–restoran çizgisini gerçekten dolduran, fikri olan ve bunu hem bardakta hem tabakta hissettiren bir yer. Barcelona’da kokteyl odaklı ama yemek için de özellikle gidilecek nadir adreslerden.
📍 Adres: Carrer de Balmes, 246, Sarrià-Sant Gervasi, 08006 Barcelona, İspanya
🍽 Konsept: Gastro coctelería · Fermentasyon bazlı kokteyller · Nippo-Katalan füzyon mutfak
🕛 Saatler: Salı–Cumartesi, 19:00–02:00
⏳ Not: Bar oturma düzeni yoğun saatlerde hızlı doluyor; sakin bir deneyim için erken saatler ideal.