Londra Restoran Tavsiyeleri #2 - Aralık 2025

2025’i bitirmeden önce Aralık’ta Londra’da bir hafta daha geçirme şansı bulduk ve bu sırada Londra tavsiye listemize eklenebilecek pek çok restoran denedik.

Listenin ilk bölümüne buradan ulaşabilirsiniz: Tıklayın

Gelelim Londra’da keyifle vakit geçirdiğimiz o mekanlara.

KOL — Marylebone, London

Santiago Lastra’nın Londra’daki 1 Michelin yıldızlı restoranı KOL, son yıllarda 50 Best listelerinde sürekli yer alıyor.

Lastra’nın kariyerinde Mugaritz ve Noma gibi dünyanın en yaratıcı mutfaklarında çalışmış olması, burada sunduğu deneyimi açıklıyor: Meksika’nın tekniklerini ve ritüellerini İngiltere’nin mevsimsel ürünleriyle yeniden yorumluyor. “Mexican soul, British ingredients” sözü tam karşılığını buluyor.

Menüde tostada, taco veya pozole gibi tanıdık isimler görüyorsun; ama tabaklar asla kopya değil. Teknik güçlü, lezzetler cesur ve her lokmada küçük sürprizler var. O karmaşık görünen şeyleri “kolaymış gibi” hissettirmeleri de KOL’un asıl ustalığı.

Tattıklarımızdan Öne Çıkanlar

Quesadilla — Kısa kaburga ve siyah trüf, yeşil erik salsayla birlikte şaşırtıcı bir derinlik veriyor; hem konforlu hem zarif.

Langoustine Taco — İsli acı biber ve sea buckthorn ile imza bir tabak; tatlı-ekşi-isli üçlüsü uzun süre akılda kalıyor. Lime yerine langoustine kabuğuna doldurulmuş asidik sosu sıkarak taco’yu tüketiyorsunuz.

Pozole — Yabani mantarlar ve sarı mısırla yapılmış; tanıdık bir ruhu var ama bitişindeki taze otlar ve asidite onu bambaşka yere taşıyor.

Her tabakta Meksika geleneğine saygı, İngiliz ürünleriyle harmanlanmış özgün bir ifade var.

📍 Adres: 41 Blandford St, Marylebone, London W1U 8EQ, UK

💶 Tadım Menüsü: Yaklaşık £185 (drinks pairing hariç)

🥂 Rezervasyon: Zorunlu — özellikle hafta sonları ve akşam servisleri için birkaç hafta önceden tavsiye edilir.

 

Mountain — Soho, London

Tomos Parry’nin (Brat ekibinden tanıdık) Soho’daki restoranı Mountain, son dönemin en çok konuşulan adreslerinden biri. “Basque meets Welsh” diyebileceğimiz bir anlayışla, ateş üstünde pişirme tekniklerini iyi ürünlerle buluşturuyor; menü paylaşmaya uygun, samimi ve keyifli.

Burası à la carte servis ediyor; kalabalık gitmenin avantajı büyük. Şarap listesi ise şaşırtıcı derecede ulaşılabilir — £50 altında pek çok iyi seçenek var.

Atmosfer canlı, mutfak hareketli, müzik seçimleri mekanın karakterine katkı sağlıyor. Genel olarak servis ekibi ilgili ve profesyonel; ancak sommelier tarafında yaşadığımız birkaç detay deneyimi biraz gölgeledi: 7–8 tabak söylediğimizi ve paylaşacağımızı belirtmemize rağmen ekstra ana yemek konusunda gereksiz ısrar oldu; sonunda söylediğimiz wood fired rice beklentimizi karşılamadı, yenilemeyecek kadar kuruydu. Ayrıca tüm masaların şarabı buz kovasındayken bizimki konulmadı, küçük ama fark yaratan ayrıntılar.

Bunun dışında servis akışı sorunsuzdu ve ekip genel olarak oldukça iyiydi.

Tattıklarımızdan Öne Çıkanlar

Mutton Chops

• Spider Crab Omelette

• Cured Dairy Beef

• Sobrasada

• Walnut Bread, Quince & Lardo

• Wild Mushrooms

• Ensaimada (tatlı) — Hafif karamelli karakteri ve dondurmasıyla akılda kalan bir kapanış.

 

📍 Adres: Soho, London (Regent & Carnaby çevresi)

💷 Hesap: 2 kişi, 1 şişe cava ile £200’un altında

🪑 Rezervasyon: Yoğun — yer bulamazsanız bar/counter alanına açılışta gitmek işe yarıyor

🍽️ Servis: Paylaşım odaklı à la carte

 

Yeni — Soho, London

İstanbul’da en sevdiğimiz restoranlardan biri olan Yeni Lokanta’nın Londra şubesi, Soho’nun tam kalbinde Civan Er’in imzasını taşıyor. Menü, Anadolu mutfağından ilham alan tabakları modern tekniklerle buluşturuyor; odun ateşinin kokusu ve mevsimsel ürünler her lokmada kendini belli ediyor. Paylaşmaya uygun, canlı ve samimi bir sofrayla karşılaşıyorsunuz.

Burada menü sık sık değişiyor; ama genel yaklaşım aynı: tanıdık Türk tatları, küçük sürprizlerle yeniden düşünülmüş.

Masadan Notlar

Açma sepeti & tereyağı — Brioche gibi yumuşak, tatlı ve nefis bir açılış. Yeni’de vazgeçilmezlerden

Havuç tarator & tava ekmek

Pastırma — kendi yapımları pastırmanın tuz dengesi çok iyi.

Fried kelle cheese

Pancar

İnegöl Köfte — Tek adet servis edilen köftenin Yeni’deki versiyonunu ilk defa denedik, çok sevdiğimiz için tekrar sipariş etmek durumunda kaldık.

Beef Mantı — Yoğun tuzlu yoğurt ve baharatlarla, mantının en iyi hali olabilir.

Dried Eggplant Mantı — Kurutulmuş patlıcanla yapılmış, en az etli mantı kadar lezzetli.

Banduma Chicken — Kastamonu mutfağına ait bir yemeğin Civan Er yorumu.

Sütlaç — Safranlı pişmaniye ile servis edilen lezzetli bir sütlaç.

 

📍 Adres: 55 Beak Street, Soho, London W1F 9SH

💷 Hesap: £334 (4 kişi, 1 şişe şarap ve tüm yediklerimiz, servis ücreti eklenmiyor)

 

The Water House Project

East London’da yer alan The Water House Project, tamamen tadım menüsüne odaklanan, sürdürülebilirlik ve “zero-waste” yaklaşımıyla öne çıkan bir deneyim sunuyor. Burada à la carte yok; herkes aynı rotadan ilerliyor ve mutfak, her tabakta malzemeyi sonuna kadar değerlendirmeye çalışıyor.

Normalde kısa ve uzun olmak üzere iki tadım menüsü seçeneği var; ancak bizim gittiğimiz festive dönemde tek bir menü servis ediliyordu, dolayısıyla alternatif sunulmadı.

13 aşamalı tadım menüsü, mevsim ürünlerini merkeze alan tabaklarla ilerliyor. Teknik anlamda özenli; tabaklar rafine ve sunumlar zarif.

Bununla birlikte, bazı anlarda lezzet tekrarları hissediliyor, benzer asidite ve sos dokuları birkaç tabakta karşımıza çıktı. Menü akışında biraz daha kontrast görmek iyi olurdu.

Alkolsüz eşleştirmeler ise fikir olarak güçlü olsa da, uygulamada bizi çok yakalayamadı.

Buna karşılık, zero-waste yaklaşımı gerçekten etkileyici.

Başlangıçlar ev mutfağında:

İlk Water House Project “supper club”ları 2015’te şef Gabriel’in kendi evinde yapılmış. Sadece 12 kişilik tadım menüleriyle başlayan bir yolculuk.

Gabriel, restoranı eşi Patricia ile birlikte açmış; mekandaki doğal yerleştirmeler ve atmosferin büyük kısmı Patricia’nın eli değen tasarımlar.

 

💷 Tadım Menüsü: 13 course

👤 Fiyat: Kişi başı ~ £115 (içecekler hariç)

 

Gymkhana — Mayfair, London

Londra’da “şık Hint mutfağı” kavramını başka bir seviyeye taşıyan Gymkhana, bugün 2 Michelin yıldızlı ve hala şehrin zor masa bulunan restoranlarından biri. İlhamını kolonyal dönem kulüplerinin atmosferinden alsa da, mutfak tamamen bugüne ait: klasik lezzetler, üstün kalite malzemeler ve iyi teknikle yeniden sunuluyor.

Restoran iki katlı:

Üst kat, ahşap paneller ve daha sakin atmosferiyle iş yemekleri için ideal. Açıkçası diğer masalar biraz fazla samimiydi, böyle bir restoran için masaları biraz fazla dip dibe bulduk doğrusu.

 

Masadan Notlar — Biz Ne Yedik?

Paylaşarak ilerledik ve her tabak net bir iz bıraktı:

• Kid Goat Methi Keema, Pao

• Kasoori Chicken Tikka

• Gilafi Quail Seekh Kebab — lezzetli ve dengeli baharatlı bir kebap.

Chicken Butter Masala — Klasik açıkçası beklediğimiz kadar olağanüstü rafine değildi ama yine de sosu naanla sıyırmalık.

Venison Keema Naan — İnce hamur + dolgun iç ile çok başarılı, ama biraz fazla büyük porsiyonu. Yemek öncesi biraz tıkanmanıza sebep oluyor.

Basmati & Garlic Naan — Tüm yemeklerin yanına mutlaka.

Son olarak bu yediklerimizin üzerine midemizi rahatlatması için Masala Chai ile kapanış yaptık.

Her tabakta baharatın katmanlı kullanımı, sosların derinliği ve pişirme tekniği hissediliyor. Gymkhana’yı bu kadar özel yapan şey de tam olarak bu: tanıdık lezzetleri “daha iyi” yapmak.

Adres: 42 Albemarle Street, Mayfair, London, United Kingdom

Hesap: 💷 2 kişi, paylaşarak %15 servis ile toplam £183.85 ödemişiz.

Vaktiniz uygunsa, set lunch menü çok güçlü bir seçenek, daha uygun fiyatla deneyimlemek için ideal.

Ve unutmayın: rezervasyon şart. Aylar öncesinden dolan akşam servisleri hiç şaşırtıcı değil.

Bambi — London Fields’te Brunch & Lunch Arasında Keyifli Bir Buluşma

Londra’daki son pazar günümüzde Columbia Road Flower Market’ta dolaştıktan sonra öğle için Bambi’ye uğradık. London Fields’te yer alan bu mekân, sadece bir restoran değil — dev bir plak koleksiyonu, hi-fi ses sistemi ve akşamları DJ programlarıyla yemekle müziğin buluştuğu keyifli bir buluşma noktası.

Hafta sonları brunch menüsü var ama klasik brunch gibi düşünmeyin: Hem öğle yemeği isteyenleri hem de rafine bir brunch deneyimi arayanları mutlu eden, paylaşmaya çok uygun bir menü kurgulanmış. Kalabalık gidip tabakları ortaya söylemek burada en doğru tercih.

Favorilerimiz

Peri Peri Prawns — siyah sarımsak aioli ve lime ile, dumanlı-acı-taze üçlüsü çok dengeli.

Buttermilk seabass ceviche — canlı asidite, hafif bir kremamsı dokunuş ve ferah otlarla tam kararında.

Bunların yanında menüde;

• grilled persimmon & figs, mascarpone & fındık (≈ £11)

• chalk stream trout tartare, miso dressing (≈ £13)

gibi paylaşımlık tabaklar da öne çıkıyor. Genel olarak fiyatlar £10–£18 bandında ilerliyor; ana tabaklara geçildiğinde biraz daha yükseliyor ama porsiyonlar paylaşmaya uygun.

Mekânın atmosferi rahat ama özensiz değil: ahşap masalar, plaklarla çevrili DJ köşesi ve gün ışığını alan geniş bir alan. Akşamları DJ’li programlar ve özel etkinlikler de oluyormuş — bu tarzı sevenler için not düşelim.

 

📍 Adres: London Fields

🍽️ Konsept: Paylaşmaya uygun, brunch & lunch arası modern tabaklar

💷 Fiyat: Paylaşım menüsü kişi başı ~ £25–40 (içeceklere göre değişir)

🥂 İçecekler: Güçlü bir şarap listesi + kokteyller (Bloody Mary özellikle başarılı)

📅 Rezervasyon: Hafta sonları önerilir — hızlı doluyor.

Sonuç: Bambi, Londra’da keyifli, müzikle iç içe ama sakin kalabilen nadir brunch/lunch adreslerinden biri. Özellikle peri peri prawns ve ceviche için bile yolunuzu düşürmeye değer. DJ’li akşamlarını merak edenler, programları takip etsin.

 

Smoking Goat — Shoreditch’te Tay mutfağının en keyifli adreslerinden

Ben Chapman ekibinin Shoreditch’teki Smoking Goat’ı, Londra’da “rahat ama ciddi lezzet” dendiğinde akla ilk gelen yerlerden. Mekân çok iddiasız, plastik tabaklar, kalabalık masalar, açık mutfaktan yükselen duman, ama tabaklar şaşırtıcı derecede yaratıcı ve dengeli. Kuzey Tayland’dan ilham alan reçeteler, mümkün olduğunca Britanya’nın yerel tedarikçileriyle buluşuyor.

Menü paylaşım odaklı, o yüzden kalabalık gidip sofrayı donatmak en doğrusu. Biz neredeyse tüm menüyü tatmışız diyebiliriz — ve iki şişe cava ile toplam £291 ödemişiz (4 kişi için gayet mantıklı).

 

Öne çıkanlar

Fish sauce chilli wings

• Fried chicken skin

• Nahm prik pao mussels

• Massaman curry + grilled bavette

• Pad phet chalk stream trout

• House-made roti & jasmine rice

Menü genel olarak baharatlı; seviyorsanız şahane, sevmiyorsanız sipariş verirken mutlaka belirtmekte fayda var. Servis hızlı, kalabalığa rağmen tempo düşmüyor.

Fiyat/performans açısından Londra için hala çok güçlü: yaratıcı tabaklar, iyi ürün, rahat bir ortam ve yüksek lezzet. Rezervasyon zor değil ama yaptırmanız iyi olur.

Londra’da “casual ama hatırlanacak” bir akşam yemeği arayanlara gönül rahatlığıyla önereceğimiz bir adres.

Adres: 64 Shoreditch High St, London E1 6JJ, UK

 

Quality Wines in Farringdon

Quality Chop House’un hemen yanındaki Quality Wines, aslında bir wine bar’dan daha fazlası: küçük, samimi ve her hafta değişen menüsüyle mahalle ruhu taşıyan bir restoran. Mutfakta şef Nick Bramham, Akdeniz esintili tabakları sezonluk malzemelerle, sade bir yorumla hazırlıyor.

Öğle saatlerinde 2-3 course set menü gibi erişilebilir menü seçenekleri sunuyor; akşamları ise paylaşmaya uygun küçük ve büyük tabaklardan oluşan bir menü servis ediliyor. Menü sık sık değiştiği için her gelişte bambaşka tatlarla karşılaşabiliyorsunuz, bu da burayı “bir kez gidip unutulan” değil, düzenli olarak dönülen yerlerden biri yapıyor.

Şarap tarafı da en az mutfak kadar iddialı. Kadeh servis edilen seçenekler her gün yenileniyor; duvardaki raflardan beğendiğiniz şişeyi satın alıp masada açtırabiliyorsunuz. Seçimler, ekipteki Marcos Spyrou ve Darragh Monnin tarafından oldukça özenli bir kürasyonla hazırlanıyor.

Biz buraya yemek-seyahat yazarı Berkok Yüksel ile geldik. O günün menüsünde yer alan nohutlu cod, vitello tonato, risotto bizim favorilerimiz oldu: yalın, konforlu ve lezzeti gereksiz hiçbir şeyle boğmadan anlatan tabaklardı hepsi.

Bir not: Hemen yanında yer alan Quality Chop House, 1869’a uzanan tarihi ve iyi İngiliz ürünlerine odaklanan mutfağıyla ayrı bir mekan, Michelin rehberinde de tavsiye listesinde yer alıyor. Ama bize soracak olursanız, daha rahat ve gündelik hissettiren Quality Wines’ın enerjisini biz daha çok sevdik. İlk fırsatta Quality Chop House’u da deneyeceğiz.

Adres: 88 Farringdon Rd, London EC1R 3EA, UK

 

Eve Bar, Covent Garden — Frog’un İçinde Gizli Bir Speakeasy

Michelin yıldızlı Frog by Adam Handling’in alt katında, loş ışıklı bir merdivenden inerek bambaşka bir dünyaya giriyorsunuz: Eve Bar. Burası klasik bir kokteyl barı değil; mutfakla bar arasında kurulan yaratıcı bir döngünün sahnesi.

Barın felsefesi, Frog mutfağından çıkan malzemeleri “ikinci bir hayata” kavuşturmak.

Şöyle düşünün: Üçgenin bir köşesinde Frog’un fine-dining tabakları, diğer köşesinde Eve Bar’ın atıştırmalıkları, son köşesinde ise kokteyller var. Ana menüde kullanılamayan kısımlar önce bar yemeklerine, oradan da kokteyl reçetelerine dönüşüyor. Hem israfa karşı akıllı hem de tat anlamında oldukça şaşırtıcı.

Atmosfer koyu, samimi ve biraz gizemli, ama rahatsız etmeyen şekilde rahat.

Servis ekibi, kokteyllerin hikâyesini anlatmayı seviyor; menüyü sadece “içki listesi” olmaktan çıkarıp bir deneyime dönüştürüyor.

Kokteyl menüsü, klasiklere saygı duruşu ile modern denemeleri birleştiriyor:

🍸 Tomato

🍸 Cherry / Manhattan yorumu

Yanına mutlaka bar atıştırmalıklarından söyleyin; küçük ama karakterli. Fiyatlar Londra kokteyl bar ortalamasında (kokteyller çoğunlukla £15–£17 seviyesinde).

Bizim için Eve Bar, yaratıcılık – teknik – eğlence üçlüsünü dengeleyen yerlerden biri oldu. Mutfağın hikâyesini bara taşıyan bu yaklaşım gerçekten ilham verici.

Adres: 34 Southampton St, London WC2E 7HF, UK

İlginizi çekebilecek rehberler:

Arama